Yolumdaki Çakıl Taşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yolumdaki Çakıl Taşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2009 Pazar

Yeni Bir Yenilgi Daha...




Ah, bu yolumdaki çakıl taşları!

Damla damla biriktirmeye çalıştığım sabrımı, tahammülümü yine bir anda boca edip harcayıverdim. Şimdi yine elimde kalan bir hiç deryası...

Beni Celalinden mi yarattın ya Rabb'im, bu benim fıtratım mı yoksa nefsimin ustaca yazdığı bir senaryonun artisti miyim?

Belki hala sürdürüyorum bu oyunu, belki hala hatamı anlamadım ki içimdeki ses susmuyor:
Sükutumdaki yalnızlığı, isyanı, takatsizliği nasıl görmez ve beni zorla isyana sürüklersin? Nasıl bu kadar bencil davranır, kendi isteklerinin benim için bazen çekilmez olduğunu nasıl görmezsin daha da ötesi bunu ifade ettiğim imaları nasıl anlamazsın?.....ve daha bir sürü boş lakırdı...
Ah Rabb'im nasıl geçemiyorum ben insanlardan, neden hala Sana ulaşamıyorum, 'sebep'lerin arkasını bildiğim halde neden idrakim bu kadar aciz ve bu idrakimin fevkindeki külli iradeni görmekte kör gözlerim neden sadece gafletime açılıyor?

Aynı beden ve aynı cismim nasıl bazen bir akrep olup susuyor, bir kabus olup haykırıyor ve bir güvercin olup ağlıyor,canı yanıyor??? Nasıl hepsi birden olabiliyorum ve nefsim nasıl böyle binbir renge sahip?
Tüm renklerimden utanıyorum Allah'ım Sen'in boyana boyanmak vuslatı ne zaman nasip olacak?
Ah bu yolumdaki çakıl taşları...

26 Mayıs 2008 Pazartesi

23 X (DOĞUM GÜNÜ) + BUGÜN = ???



Yirmiüç bahar gördü gözlerim ilme'l yakin...

Huzura varmak hesabımı ver(ebil)mek için yirmiüç yılım kaldı ardımda. Ne yaptın diye sorduğunda boyun eğdirecek, hicranla 'ah' dedirtecek (şu an) yirmiüç yılım var sana sunacağım...

Neden?lerine, nasıl?larına ve tüm sorularına verecek cevabım yok; çünkü günahlarımı anlatamayacak kadar utanıyorum Sen'den, sukutum bile utanıyor susuşundan...

Çelik halatlarla örülmüş, fethi zor kaleler gibi sağlam günah yüküm sırtımda öyle ağırki; kemiklerim inliyor altında, bu kadar çok günah yüklendiğim için omuzlarımda şikayetçi benden...
Sol yanım öyle ağır ki ve amel defterimin sol sayfaları öyle dolu ki; boş (sağ) sayfalarım bile hayrette..

İbadet torbacığım delik deşik, yaptım sandığım amellerimde oralardan kayıp gitmiş.

Şu an alsan huzuruna 'benim' dediğim azalarımın şikayeti, günahlarımın ağırlığı ve paramparça olmaktan tanınmayan ibadet torbacığımdan başka sunacağım hiçbirşeyim yok elimde. Son ümidim Sen'i seviyor zannındaki yüreğim, onunda hakkını verdiğinden hiç emin değilim...

Yirmiüçüncü yılıma girdiğim bugün, bir hardal tanesi kadar ilerleyemedim; ama tek dayanağım senin lütfettiğin duam. N'olur günahıma bakıpta o lütfunu alma benden.

Rabb'im Sen'i bilmek ve yolunda ölmek nasip et, Rahmetine sığınıyorum yardımını esirgeme benden...

18 Nisan 2008 Cuma

Bir Zaman Muhasebesi


(Geçmişe dönük yaşamaktan bugüne ve yarına bakmayı unutanlara bir hatırlatma)

Yalnız, zamansız, sılasız, garip
, biçare, belki zavallı... Kimbilir yolda gördüğüm o selpak satan çocuğun, çöpleri karıştıran teyzenin ruhaniyatı benimkinden daha yaşanılır, daha basit ve alengirsiz... Bense asude hayatın peşinde koşan, bazen yorulan bazen koşmaktan vazgeçen hatta geriye bakıp keşke dönebilsem diye vaveyla eden, sonra Allah namına, Allah adına diyerek O'ndan gelen kuvvetle yeniden yeşeren bir seyr içinde yalpalanıp duruyorum...

Hayatın kendisi çok aceleci olduğu için, insanların an'ı yaşamalarını istiyor ve kendini dengede tutuyor, zaman kendi gibi hızlı davrananlara acımıyor ve sillesini indiriveriyor, kimine şefkat tokadı, kimine secir tokadı olarak inen bu ikaz akılları başlara getirsede, bazen geç kalınmış olabiliyor; çünkü zaman insanın aceleciliğini istemediği gibi, geç kalmayıda affetmiyor.'Dem bu dem'dir deyip doğru adımları atanlar, karlı adımlarıda atanlar oluveriyorlar...

Koskoca ömürler bazen harcanıyor ve su gibi kayıp gidiyor insanın ellerinden, zamanın içinden zamansızlığın kapısını kısa sürede olsa çalıp içeri girebilenler kendilerine gerekli ikazı yapabiliyorlar; ama onlar içinde 'geçmiş' ellerinden kayıp giden bir mazi olmaktan öte geçemiyor, bazen öyle adımlar atılmış, öyle yaralar açılmış oluyorki geri dönüşü olmayan...

Zavallı insan ''Böyle takdir etti ise Mevla boynumuz kıldan ince'' diyemeyip yakınırsa, zamansızlık kapısıda kapanıyor ona, oysa hayatına''şimdi bu an'ı ve bundan sonrasını yaşanılır kılmak zamanıdır, gayret'' diyebilen; acısına aldırmadan, yarasına tuz basa basa ezip geçiyor geçmişi ve 'Ne olursan ol yine gel' kapısında buluveriyor kendini, defalarca geri dönüyor ve yine aynı kapının eşiğine dayanıyor belki ;ama Tövbe! Aman! dediyse hulus-u kalp ve vicdan çektiyse beyaz bayrağını göndere zamansız zamanlarda; hür, ruşena ve salah an'larda meçhule doğru yollanıp gidiyor vesselam.....